Showing posts with label Barcelona. Show all posts
Showing posts with label Barcelona. Show all posts

June 07, 2009

MSC Splendida

Tarih: 7 Haziran 2009 - 18 Ekim, 2009

ST NAZAIRE (France) - VIGO (Spain) - LISBOA (Portugal) - MALLORCA (Spain) - BARCELONA (Spain) - LA GOULETTE (Tunisia) - VALETTA (Malta) - CIVITAVECCHIA (Italy) - MESSINA (Italy) - GENOA (Italy) - MARSEILLA (France)

January 26, 2008

Barcelona - Madrid

Tarih: 26 Ocak - 5 Şubat 2008

FITUR TURİZM FUARI

Sonunda işim gereği de olsa yine bir yurt dışı gezisindeyim. Patronum ve ailesi ile birlikte Madrid'de gerçekleşen FITUR TURIZM fuarına katılmak üzere yola çıktık. Önce bir kaç günlük Barcelona turu yapmak isteyen patronum benim orada yaşadığımı göz önünde tutarak onlara rehberlik edebileceğimi düşünmüş ki beni de gezilerinin bir parçası yaptı.

Barcelona'ya aşık ben tabi ki durumdan şikayetçi olmadım, üstüne üstlük arkadaşlarımı tekrar görme şansına da ulaşacaktım.

Madrid'te öncelik tabiki işti, ben tüm gün fuarda görev alırken, akşamları carnavalın heyecanına yenik düşüyor ve daha önce Madrid'e gelmiş olmama rağmen kendimi Madrid meydanlarına atıyordum. Barcelona'da yaşadığım süre içerisinde Carnaval'a denk gelmiş ve bu büyük curcunayı Sitges denen yerde sabahaha kadar yaşama zevkine erişmitim. Ama Carnaval Carnavaldı ve Madrid'te de bir bayram havası vardı...



June 24, 2005

Barcelona - Yine ben...

Tarih: 24 - 27 Haziran 2005

December 07, 2003

Barcelona - Where I wish to Live Forever

Tarih: 07 Aralık 2003 - 22 Mayıs 2004

Üniversite sınavlarına hazırlanırken babam eğer İstanbul'da iyi bir üniversiteyi kazanırsam araba alacağını söylemişti. İşin aslı babamın böyle bir teklifte bulunmasına gerek yoktu çünkü ben zaten azimli ve çalışkan bir öğrenciydim, Matematik'i çok seviyordum ve sonunda İTÜ Matematik Mühendisliğini kazanmıştım. Bir sene ingilizce hazırlık ve dört yıllık akademik hayatım boyunca bir gün olsun babama bana sözün vardı, neden araba almadın demedim taaa ki üniversiteden mezun oluncaya kadar.

Seyahat etmek kanıma girmişti bir kere, İspanya'ya yaptığım seyahatten sonra İspanyolca öğrenmeye karar vermiş İTÜ Vakfının ve yeni açılan Cervantes Enstütüsünün kurslarına katılarak epeyce bir ilerleme kaydetmiştim. Tek bir sorun vardı hala konuşamıyordum. Ve mezun olunca babama bana verdiği sözü hatırlattım, dedim ki ben bir araba istemiyorum, İspanya'da kalmak İspanyolcamı iletletmek istiyorum, bana destek olur musun? Kendime araba yerine yaptığım en iyi yatırımlardan biridir.

Hem tek başıma hiç bilmediğim, henüz dilini konuşamadığım bir ülkede yer iz bulma savaşına gözüm kapalı atlamıştım, hem kendimi bir şekilde idare etmeyi, karnımı doyuracak kadar yemek yapmayı (her ne kadar maddi destek alsam da bunun da bir sınırı vardı) ve en önemlisi Catalanlardan (İspanyollardan demiyorum dikkatinizi çekerim) gerektiği kadar ama verimli çalışıp hayattan zevk almayı öğrenmiştim.

Barcelona'ya bir kaç günlüğüne gidecek arkadaşlarım mutlaka sorarlar ne yapmadan dönmeyelim diye,  bende biraz bunlar hakkında yazmak istiyorum, ne de olsa az çok gezilip görülecek yerler hakkındaki bilgiye internet ve rehber kitaplardan ulaşmak mümkün.

- Barcelona bir deniz kenti bu yüzden mi bilmem deniz ürünleri bakımından çoook zengin, BALIK demiyorum dikkat edin!!! Karides, kalamar, ahtapot ve türkçesini bilmediğim bir sürü lezzetli şey. Peki nerede mi yemeli, aslında turistik olmayan bir çok lokal restaurantta TAPAS denen meze menülerinin içinde bulmak mümkün. Amma illa bir isim ver derseniz, BARCELONETA semtinde sahil boyunca bir sürü restaurant bulmak mümkün. EL REY DE GAMBAS (karides kralı) en bilinenlerden

- Kesinlikle sıcak çikolata için !!!! Her köşe ve de kenarda masaları sokağa taşmış cafe - barlar göreceksiniz. Kahvaltı için de kullanabileceğiniz bu mekanlardan birinde puding kıvamında koyu sıcak çikolatadan mutlaka daymak lazım.

- TAPAS dedim, tarif etmesi en kolay, mezeleri en lezzetli mekanlardan biri NURIA, Catalunya meydanından aşağı sahile doğru inerken (Las Ramblas boyunca) hemen sağda. Benim aklımda mantarların tadı kalmış, siz menüyü inceleyip ağız tadınıza göre bir şeyler mutlaka bulacaksınız.

- Biraz araştırma yaparsanız en favori mekanlarımdan biri olan BILBAO-BERRIA tapasçısı da olmazsa olmazlarda. Herşey açık büfe, seç beğen al, (tapasların üzerinde kürdanlar var) kürdan sayısı kadar ödeme yap. Barcelona Katedralinin hemen karşı köşesindeki  cafe - restaurant.

- MERCADO DE SAN JOSE La Ramla üzerinde her gün kurulan pazarlardan, gezmek bile keyifli, ama gitmişken 1 € ya taze meyva suyu ya da meyvalardan almadan geçmeyin derim.





6 aylık bir süreci burada bir kaç satıra sığdırmak çok zor. Tek söyliyebileceğim Sezen aksu misali "Kalbim Barcelona'da kaldı..." Tekrar görüşmek üzere Barcelona!

August 30, 2002

First Interrail

MY FIRST INTERRAIL - ALL ALONE
İstanbul'dan Barcelona'ya
Tarih: 30 Ağustos - 22 Eylül 2002

Bu yıl okul dışındaki zamanlarımı Matematik dersleri vererek geçirmiş, yeni yurtdışı maceram için yeterince para biriktirmiştim. Sınıf arkadaşım ve kanki AHMET'i de kafalamıştım, bu yıl bir çok kişinin ballandıra ballandıra anlattığı INTERRAIL gezisini yapacaktım. Rota belirlenmişti: ISTANBUL'dan çıkılıp YUNANISTAN, ITALYA ve FRANSA gezilecek, ISPANYA'daki arkadaşlar ziyaret edilip bir kaç günde orada geçirilecekti.

Heyecanla interrail biletimizi Sirkeci garından alıp, acaba vize için hangi ülkeye başvursak derken, ITALYA konsolosluğunda karar kıldık. Kılmaz olaydık, ben 3. günde vizeme kavuştuğumda arkadaşım AHMET'e bugün git yarın gel prosedürü uygulanıyordu. Bu süreç bir red ve yanmış bir interrail bileti ile sonuçlandığında bendeniz tek başıma yollara düşmüştüm bile. (Böyle de kanka mı olur dediğinizi duyar gibiyim?)

Sirkecide boş bir kompartımana yerleşip heyecan ve merak içinde trenin kalkışını beklerken kapı açılıp interrailci 3 genç daha kompartmana dahil oldu. Çok ilginç geldiği için sanırım sadece birinin ismini hatırlıyorum: GEYLANİ. Neyse yol uzun sohbet uzun derken Yunanistan sınırına ulaşıverdik. Burada yani PYTON'da hem pasaport kontrolü yapılıyordu hemde tren değişikliği. O esnada SELANİK'e gitmeyi planlayan ben biletimin her şekilde geçtiğini düşünerek extra bir işlem yapmamıştım. Meğerse bir sonraki tren hızlı trenmiş ve binmek için supplement ödenmesi gerekiyormuş. Ben bunu fark ettiğimde bilet kalmamıştı. Yaklaşık 8 saatimi kervan geçmez bir tren istasyonunda ingilizce bilmeyen Yunanlı bir görevliyle işaret diliyle anlaşarak geçirdim. O bana elindeki İBRAHİM TATLISES kasetleri dinletiiyor, bende kağıda bir şeyler çizerek konuşmaya çalışıyordum. Bekle bekle 8 saat geçti sonunda.

SELANİK'e vardığımda nedense orayı beğenmekle beraber pek de gece geçirelecek bir yer olduğunu düşünmedim. Etrafı gezip, ATATÜRK'ün evini bulmaya çalıştım. Buldum ama ne yazıkki restorasyon nedeniyle kapalıydı. Daha fazla zaman kaybetmeyip ATİNA'ya geçmeliyim diye düşünürken, istasyonun önünde bizim kompartımandaki 3 gençle karşılaştım. Onlara katılarak ATINA'ya yola çıktık. Bizim 3 gencin yolculuğu tam bitli turist yolculuğuydu. Hadi parkta yatalım dediler bu gece, bende onlara uydum, ama sokakta yatmak bir de yarım yamalak uykuyla şehri dolaşmaya çalışmak hiçde akıllıca bir yöntem değilmiş. Siz siz olun para harcamıyacağım diye kendinize eziyet etmeyin.

Ben en iyisimi yoluma yalnız devam edeyim diyip ACROPOLIS'i tek başıma gezmeye koyuldum. Yunanistan çok biz gibiydi, her şey aynıydı sanki, müzikler, yemekler, insanlar ... Belkide bu yüzden pek de Türkiye'nin dışındaymışım gibi hissetmedim kendimi hiç. Tek fark camilerin yerini kiliseler alıyordu sokaklarda.

Koşarak PATMOS'tan kalkan ve BARI ye giden SUPERFAST feribotuna yetişmeye çalışırken 2 Amerikalıyla arkadaş olmuştuk bile. Yolculuğumun ITALYA kısmının onlarla geçeceğinden haberim yoktu tabii o anda. Hedef NAPOLI'ydi. Çok renkli çok hareketliydi, daracık sokakları arasında vızır vızır motorlar dolaşıp duruyordu. Ben en çok minyatürlerin yapılıp satıldığı dükkanlardan etkilenmiştim. Sanki her şey sanat, her şey el emeği gibi kokuyordu. Napoliye ulaştığımız trendeki bir Italyan bizi yemekli bir gösteriye davet etmişti. Gayet spor giyinerek gittiğimiz bu davette epeyce kötü hissedecek ama turistliğe verip umursamayacaktık. Restaurantta herkes şıklıkta birbiriyle yarışıyor, yemek yerkense aryalar söyleniyordu.

Bir sonraki nokta ihtişamlı VATICAN dı. İnsan o kadar ihtişamın içinde din nereye kaybolmuş anlayamıyor. ROMA başlı başına bir efsane, şöyle kabaca gezmek için 2-3 güne ihtiyaç duyuyor insan. Yürüdüğünüz her yer tarih kokuyor, şehirle bütünleşmiş bir tarih.

Ama benim favorim FLORANSA ve PISA idi. Toprak renklerin hakim olduğu, dar sokaklı küçük şehirler, hatta şehircikler. Sanki her mevsim sonbahar oradalarda. Nehrin kenarında saatlerce oturabilir, Nirvana'ya bile ulaşabilirsiniz.

Amerikalılardan ayrılma vakti geldi, ben FRANSA da pek oyalanmadan BARCELONA'ya gitme kararı aldım. Ama gel gör ki FRANSA beni bırakmamakta ısrarlı. MARSILYA'da hava koşulları nedeniyle tüm seferlerin iptal olduğu bilgisini alınca ne yapsam ne yapsam dedim ve sonunda şöyle bir çıkış yolu buldum. Önce Paris'e kuzeye çıkacaktım, oradan da Barcelona'ya inecek sahil şeridini kullanmadan istediğim yere ulaşacaktım. PARIS'e vardığımda BARCELO için epeyce bir zaman olduğunu görüp en iyisimi ben şu meşhur EYFEL kulesini göreyim dedim. (Dondum dondum ki ne dondum hemde yazın ortasında) Yukarı çıkmak çooook uzun bir kuyruk demekti ben önünden arkasında sağından solundan fotolar çekip istasyona geri döndüm.

Gelelim BARCELONA'ya; idealimdeki şehre, söylecek çok söz var ve bir o kadar yok. Gidip görmek ve de yaşamak lazım. Çok büyük bir şehir değil burası, OLD CITY hariç altını çiziyorum TÜM sokakları birbirine paralel.

Burada insanlar çalışmak için değil yaşamak için doğmuşlar sanki. Ama bakmayın İSPANYOLLAR tembeldir diyenlere onlar Ispanyol değil CATALAN'lar, CATALANCA konuşup CATALANCA anlaşırlar. İspanya'yı İspanyollardan ibaret sananlar üzgünüm; bu ülkede tam 4 farklı DİL (şive değil!!!) konuşuluyor.

BARCELONA deyince ilk aklıma gelenler: PLAZA CATALUNYA, LAS RAMBLAS, BARRI GOTIC, PICASSO, DALI, LA PEDRERA, JOAN MIRO, PLAZA ESPANYA, POBLE ESPANOL, PORT OLIMPIA, SAGRADA FAMILIA, PARK GÜELL, AQUARIUM, ARC de TRIOMF, DISTRICT GRACIA ... (Detaylar bir sonraki yazıda...)

July 25, 2000

Barcelona - Cantonigros

Date: July 11 - 24, 2000

Her yıl Cantonigros'ta Uluslararası Dans ve Müzik Festivali yapılıyor ve bu festival süresince çalışacak gönüllülere ihtiyaç duyuluyor. Ben de GENÇTUR vasıtasıyla bu kampta çalışmak üzere gönüllü oldum. Festival sadece 4 gün sürüyor ama festival alanının hazırlanması ve tabiki festival sonrası toparlanması yaklaşık 2 haftalık bir süreci buluyor.

Cantonigros Barcelona şehir merkezinden yaklaşık 2 saat uzaklıkta bir köy. Tabi ben köy diyorum sizin aklınıza bizim bildiğimiz köyler gelmesin. Bir köy ki bütün evleri villa modeli, havuzlu , bahçeleri bakımlı...

Tabi bu güzel köyde bizi(ben ve diğer kampçı arkadaşları) nerede ağırladılar diye soruyorsanız, festivalin in gerçekleşeceği alanda çadırlarda kaldık yaklaşık 30 küsür kişi :)

Festivalin yapıldığı yer kocaman çimlik bir alan, önce bu alanın zemininin hazırlanması gerekiyor, kocaman tahta platformlar yerleştiriliyor, ardından sahne hazırlanıyor. Biz gönüllüler seyirciler için tahat platformaları, iskemleleri yerleştirirken, profesyonel ekipler de etrafta koşturuyor. En zor aşama bu hazırlık aşamasıydı bence, kas gücü gerektiyordu. Festival boyunca ise yapılan daha çok gelen konuklara yiyecek - içecek servisi, trafik kontrolü vs... idi.

Festivalin benim için en büyük süprizi HARMANFOLK Türk Folklor ekibininde bir gösteri için orada olmasıydı. Onlarda beni görünce epey bir şaşırdılar, ne işin var burada diye hatta Türk olduğuma inanmayıp hala ısrarla İngilizce bir şeyler parçalayan bir davulcu arkadaş vardı öldürdü beni gülmekten.

Maalesef festival boyunca bize kültür gezisi falan düzenlemediler, ama şimdi gördüğüm kadarıyla çevre gezilerini de programa dahil etmişler. Ben bir akıllılık yapıp bilet dönüş tarihimi kampın bitiminin 3-4 gün sonrasına ayırtmıştım neyseki. Böylelikle kamptan tanıştığım Barcelonalı bir arkadaşımın evinde kalıp Barcelona'yı esaslı bir şekilde gezme şansım oldu.

Aşağıda KAMP ve CANTONIGROS hakkında daha detaylı bilgiye ingilizce olarak ulaşabilirsiniz:

What is the Festival Internacional de Música de Cantonigròs?

It is a Festival built on a base of competition and exhibition of mixed choral music, both female voices, children`s choir and popular dances, thta takes part every year, since 1983, at Cantonigròs, during 4 days iof july.
Groups from throughout the world are registred on the different categories, to take part on the 5 different competitions of which is made the Festival, and daily, a choice of groups take part in the Concert to be held at the end of the day, the “evening concert”.

Cantonigròs, is a village situated at the top of a mountain at a height of 1.000 metres, in the country of Osona (Vic is the main city) in the centre of Catalunya (Spain), and 100 km far from the city of Barcelona (south) and the French border (north).

Music and dance are perhaps the means of communication which most move the spirit of those sensitive to art, so, we have embarked on a venture with the aim of first achieving a deeper knowledge of other cultures which also have a different history to our own and which may even be made up of different attitudes to our own.
In this way we are trying to achieve our target which may be more difficult in other circumstances, through one of the arts such as music, in the strengthening of friendly links among all the countries of the world, The hope for peace and wellbeing amongst all nationalities.

GENCTUR Project:

Partner: Fundació Escolta Josep Carol

Work:
The music festival of Cantonigròs is a great event which attracts around two thousand people among audience and participants. During this festival musicians from 30 different countries are performing, so it is a great intercultural experience! The performers, the local people of the area and the volunteers of the workcamp participate side by side in the Festival. Work: -assembling and dismantling the infrastructure of the festival -support in the organization of services during the festival -logistic support in relation to the participating groups -access control during the festival

Accommodation, Meals: In tents next to the festival area, with all services provided.

The activities of leisure time are carried out during the workcamp, where young participants will learn different games, workshops... in order to strengthen the cohesion of the group, motivate them... Everyone who wants to will be able to participate. -cultural exchange between participants -international meals -discussions -simulation games There will be also visits to Vic (cultural visit); Tavertet, Rupit; Barcelona...